CEVAPLI CEVAPSIZ SORULAR İÇİNDE


Ne zamandır soruyorum kendime. “Oğlum, niye yazmıyorsun? Havan kime?” Kendimi bile yanlış anlıyorum. Ne havası? Kime hava yapacağım? Gel de anlat. Ben kendimi anlamayacaksam, sen beni nasıl anlayacaksın canım okuyucu? Değil mi? Bak, yavaş yavaş bir yazı konusu şekilleniyor. Bir yazıyı da insanın kendine sorduğu sorulara verdiği cevaplar ya da cevap verememe sebepleri oluşturuyor bence. Yani cevabınız yok ve yazamayacağınızdan mı endişeleniyorsunuz? O zaman cevapsızlık sebepleriniz vardır illaki; bahaneler, bonusunuz.


Daha hiçbir şeyden bahsetmeden beylik laflar etmeye yeltenmeyeyim ve seni aşağı davet ediyorum.


İçinde bulunduğumuz Korona Pandemisi döneminde sona yaklaştık gibi görünüyor ya da öyleymiş gibi gösteriyorlar. Sonuçta salgının kendi doğası gereği gerileme ihtimali var. En azından virüsün sıkılıp etkisini yitirmesi ihtimali bile umut verici.


Şahsım (yok, malum kişi değil, ben) pandemi dönemini verimli geçirdim. İşlerim kötü değildi. En azından hayata devam edebildim. Herkesin maddi sıkıntılarla boğuştuğu bu dönemde ailemin ihtiyaçlarını karşılayabilmek büyük bir şükür sebebiydi. Yine de mutsuzluk içinde uzun bir zaman geçirdiğimi söyleyebilirim. Daha da toparlamış sayılmam. Mutluluğun para kazanmaya devam etmekle bir ilişkisinin olmadığına zaten inanıyordum. Somut bir örneğe hiç de ihtiyacım yoktu. Bunu söylerken müzisyen ve çeşitli yeme içme mekanı çalışanlarının işsizliği ve buna bağlı olarak geçim sıkıntısını önemsiz göstermek gibi bir niyetim yok, elbette. Çok kişisel bir şeyden bahsediyorum.


Geçen yıl pandemi dönemi başlayana kadar hiç değilse haftada bir-iki gün müzik yaparak geçen zamanın parayla ölçülemeyecek kıymetini hissettim. Bunu biliyordum da daha somut hal aldı artık. Müzik neredeyse hiç para kazandırmıyorken yokluğu nasıl büyük bir boşluk yaratır? Onun verdiği mutluluğun parayla ilişkisi yoksa, yaratır.

Eldeki imkanlar dahilinde o boşluğu doldurmak mümkün de sahne olmayınca enerjisi çok devam etmiyor. Arada nefes alıyor mu diye kontrol etmek için trompetimi kadife yatağından kaldırıp küçük bir buseyle yaşam belirtisini hissettikten sonra tekrar yatağına yatırıyorum. Hâlâ yaşadığını bilmekle avunuyorum şu aralar.


Ama artık bir sonu olmalı. Yeniden sahnelerin ışıkları yanmalı, altında özlem ateşiyle yananlar birleşmeli. Masalar dolmalı, siparişler havada uçuşmalı.


Dışarıda ruhumu beslediğim o tatlı hayat parayla alınacak bir şey değil. Öyle ki o sahneye varmak için harcadığım paranın yarısını bile almadan eve döndüğüm hâlde, sabah uyandığımda sonsuz bir zenginlik hissiyle gülümsediğim ne çok zaman olmuştur. İşte sonsuza kadar kaybetmekten korktuğum zenginlik bu. Mutsuzluğumun sebebi bu.


17 görüntüleme2 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör